Çevir Kazı Yanmasın Padişah Uyanmasın

Ulusal medyada izliyorsunuz. Gerçi zor bilginiz olur çünkü medyanın büyük bir kısmı aşağıda anlatacağım şeyleri sağıra yatıp es geçmeye gayret eder ve büyük bir ölçüde başarır. Kimse irdelemez,  peşine düşmez, kamuoyunda tartışılmaz ve en nihayetinde unutulup gider. Onlar öyle yaptıkları gibi taraftarlarında da çıt çıkmaz. Muhalefet ve onun sempatizanlarında ki gelişmeleri şöyle bir hatırlamaya çalışalım.

CHP’li Çankaya belediyesine yolsuzluk baskını yapıldı 15 kişi gözaltına alındı.  29 Eylül 2009. (Aynı Çankaya belediyesinin CHP’li eski başkanı Muzaffer Eryılmaz, kendi meclis üyeleri için “yamyamları doyuramıyorum” demişti unutmayalım! Herhalde doyuramadığı içinde yeniden aday olamadı ve yerine bir başka CHP’li Bülent Tanık geldi).

CHP’li grup başkanvekili Hakkı Suha Okay’ın kardeşi Mustafa Fehmi Okay, uyuşturucu imalatı işine bulaştığı için tutuklandı. 29 Eylül 2009. Sıkça ekranlarda gördüğümüz Baykal’ın ve dolayısıyla CHP’nin sağ kolu olan Suha Okay’ın ana, baba bir kardeşinden bahsediyoruz. Baykal’ın bu konuda kamuoyuna açıklama yaparkenki haleti ruhiyetini gördüm içim parçalandı. Geçelim.

En son yaşanan gelişme ise, pek çetin bir hükümet aleyhtarı ve ziyadesiyle solcu sendika olan DİSK’in genel başkanı Süleyman Çelebi, Rıza Tunçbilek tarafından vuruldu. Azıcık mevzuyu açalım; ilk anda herhangi bir meczupmuş, protestocuymuş, ne idüğü belirsizmiş gibi, bir çuval aptal numarasına yatan yorumları hep birlikte okuduk-izledik. Oysa iş, çok az bir tartışabilme platformunda irdelendiğinde Çelebiyi vuran adam, aklı başında ve ne yaptığını bilen biri olduğu ortaya çıkıverdi. Üstelik Çelebinin Metris cezaevinden koğuş arkadaşıymış. Hadi bir adım daha, Rıza Tunçbilek aynı zamanda Çelebi ile de bir şirkette ortaklarmış. Vurma nedeni ise 175 bin mark alacak verecek davasındanmış. Bunu da geçtik. Britannica ansiklopedisi kalınlığında bu tür haberler yazabilirim ama o kadar yer yok. Hiç kuşkusuz suçları ispatlanana kadar herkes masumdur ve CHP’liler gibi diğer partiler ve ideoloji sahipleri de, yüz kızartacak durumlara maruz kalabilirler. Ancak, benim Allah için, din için, vicdan için, hadi birde etiklik gereği için bu yazıyı okuyan herkese soruyorum; bu olanların tamamını dedikodu varsaysak bile, en küçük bir fısıltısı Ak parti, Saadet Partisi, Büyük Birlik Partisi, Hak İş Sendikası yöneticisinden çıksaydı ne olurdu? 8 şiddetinde bir deprem ve ardından da çok büyük bir tsunami olmaz mıydı? Hatta daha da ileri gidip bu bir rejim sorunu haline gelmez miydi? Bir ara Prof. Dr. Necmettin Erbakan mal varlığını açıklamıştı. Bütün mallarını da teknik olarak daha kolay anlaşılsın diye altına çevirip öyle ifade etmişti. Ertesi gün ve halen daha süren bir kampanya patlatılmıştı, “Erbakan’ın bir eşek yükü altını var!” Hiç kimse bir eşek ne kadar yük çekebilir? En fazla 100 kg altın çeker. Bu da 4.5 trilyon eder. Ama bu kadar paralar küçük yerleşim yerlerindeki bazı esnaflarda bile var!” diye düşünemedi. Böyle propagandalar ile linç edilenleri hatırlayanlar acaba bu günlerde; “ömrü sendikacılık ve yöneticilikle geçmiş MHP sempatizanı, Ergenekon sanığı, Türk Metal İş sendikası başkanı Mustafa Özbek’in, Kıbrıs’taki mal varlığı kaçlarca trilyon ediyor?” diye sorarlar mı ki? Eğer bu tür duymamazlıktan gelmenin kamuoyundaki adı karartma ise, kararmıyor ve mızrak çuvala sığmıyor haberiniz olsun.