0 0
Okuma Süresi:3 Dk., 3 Sn.

ESTONYA
Baltık Denizinin son ucunda, Finlandiya Körfezinde son ülke olan Estonya’ya gitmek nihayet nasip oldu.
Daha doğrusu ben daha önce karşı yakada bulunan Finlandiya, İsveç, Norveç ve Danimarka’ya gitmiştim.
Burayı da Ukrayna, Belarus, Letonya, Litvanya ve Estonya olarak ayrıca gezmek istiyordum.
Bunun iki nedeni vardı; birincisi bu beş ülke birbirine çok yakındı, ikincisi ise özellikle Letonya, Litvanya ve Estonya küçücük ülkelerdi.
Yani fazla yol ve şehir yapmaya gerek yoktu.
Temmuz ayında gittiğim bu ülke maalesef her zamanki gibi yine soğuktu. Bu telafi edilebilir birşeydiyse de, yağmura çözüm olamayacaktı.
O uçtaki ülkelerin yağmuru bol olurdu. Finlandiya’dan dolayı biliyordum.
Ayrıca yazın güneş neredeyse hiç kaybolmuyorken, kışın ise nerdeyse hiç güneş doğmuyormuş gibi olurdu.
Jetlak’ın bir üst segmenti yani.
Baltık ucundaki ülkeleri ziyaret etmek isterseniz hem kalın giyinmelisiniz hem de gezinizi yağmura göre ayarlamalısınız.
Ben şöyle yaptım; bir saat yağıyor, yarım saat gezmeye fırsat buluyorsunuz. Tekrar başlıyor, oturup bekliyorsunuz ve yine gezmeye başlıyorsunuz.
Elbette yağmurda da gezilir fakat bu kez fotoğraf ve kamera kullanamıyorsunuz. O zaman da geziler yarım kalıyor.
Azimle gezmeyi başardığımı ilişikteki fotoğraflardan anlamış olmalısınız
Dümdüz ve yemyeşil bir ülke olan Estonya’nın nüfusu; sadece 1,300,000 civarında.
Yani bizim orta ölçekli bir il’imiz kadar ancak.
Eston kökenlilerin oluşturduğu bu ülke aynı zamanda iki binden fazla adaya sahip. Tıpkı diğer İskandinav ülkeleri gibi.
Bazı özellikleri de yine onlardan almış örneğin; en temiz ikinci ülke, yaşam kalitesi en yüksek dokuzuncu ülke ve en güvenilir beşinci ülke olarak bilinir.
Her ne kadar düne kadar Sovyetlerin kontrolünde kalmışlarsa da bu durum onları fazla bozmamış.
Medeni olmaları, trafik kurallarına uymaları, çevre bilinci, sakin ve sabırlı olmaları bunu gösteriyordu.
Ülkenin %70’i Estonlardan oluşurken %23 gibi ciddi bir kısmı halen daha Ruslardan meydana geliyor.
Başkent Tallinn’in eski yerleşim yeri itinayla korunmuş.
Yeni yerleşim yeri daha modern ve farklı mimarilerle tam ortada bulunan nehrin karşı yakasına kurulmuş.
Maalesef bu anlayış birçok dünya ülkesinde var.
Maalesef diyorum çünkü bu durum bizde hiçbir zaman olmadı.
O yüzden eskiden kalanların yerinde yeller esiyor.
“İyi ki” diyorum, “Balkanları kaybetmişiz de, orada Osmanlı eserleri birçoğu yok edilmesine rağmen halen daha büyük bir kısmı duruyor!”
Evet, Balkanlarda Türkiye’de bulamayacağınız kadar ecdat yadigârları var.
Özellikle 1930’lardan sonra sanki bir el kasıtlı olarak eskiye dair ne varsa silip atmak istemiş.
Örneğin İstanbul’u tarumar edip yerine ucube binalar, kamu kurumları, yol-köprü ve bir sürü ıvır zıvır koydular.
Önlerine geleni yıktılar, gelmeyeni de birilerine peşkeş çektiler.
Bu konuda çok dertli ve bir o kadar da kızgınım.
Estonya’ya devam edelim;
Şehirde evden çok kule vardı. (Abartıyorum!)
Bizim Topkapı surları gibi orası da bir uçtan bir uca kalelere, burçlara sahipti.
Kendi hallerinde müreffeh bir yaşam sürdüklerini gördüm.
En büyük lüksleri köpek gezdirmek, bisiklet binmek, parklarda yürüyüş yapmaktı.
Yol boylarında dikkatimi çeken bir şey daha oldu; onlar da biraz bize benziyorlar gibi geldi bana.
Şöyle ki; trafik polisi radar kurmuşsa ve yanından biri geçerken onu görmüşse; gelen araçlara selektör yaparak uyarıyor
Eh, bu kadarcık kusur onlarda da olsun değil mi?
Hem nasılsa bize (Sibirya, Ural-Altay Dağları) yakınlar.
Belki de az karıştırsak akraba bile çıkabiliriz.
Tallinn şehri hemen Baltık Denizinin kenarında.
Deniz kenarında bolca gezindim. Fotoğraflar çekindim. Bizim Karadeniz’den daha kara ve daha hırçın görünüyordu.
Sonra şehrin içine girdim.
Burada Town Hall, St. Olaf Kilisesi, ünlü Televizyon kulesi, Pazaryeri ana meydan, Toompea kalesi, Kadriorg Sarayı, Viru Gate kapısı gibi birçok gezilecek yer vardı ve çok şükür yağmurla kovalamaca oynayarak dolaştım.
En güzeli de tüm Avrupa’nın en eski eczanesi olan Raeapteek ziyaret ettim.
Bu eczane 1.422 yılından bu yana faaliyetine devam ediyor.
İçerideki ilaçlar günümüz ilaçları tabi ama mefruşat, bina, döşemeler, tavanları vb. gibi şeyleri olduğu gibi duruyordu.
Bu gezide bana en ilginci de burası geldi.