ÖZENTİ

Bu gece 2009 yılını bitirip 2010 yılına adım atacağız. Acısıyla, tatlısıyla geçen 2009 yılının bitmesi aynı zamanda ömrümüzün biraz daha azaldığının da ifadesi olacaktır. Kullandığımız takvim Papa XIII. Gregory’in adını taşır. Onlar takvim başlangıcı olarak Hz. İsa’nın doğumunu referans alır. Hıristiyan oldukları için bu normaldir. Osmanlı imparatorluğu döneminde Rumi ve Hicri takvim kullanılıyordu. Bu da İslam peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’nın Mekke’den Medine’ye hicret tarihini esas alan bir takvimdi. Müslüman olduğumuz için bu da normaldi. Fakat biz Cumhuriyet kurulduktan iki yıl sonra yani 26 Aralık 1925 de gregoryen takvime geçtik. Onların yılbaşısın da Hz. İsa’nın doğumunu-Noel’i kutluyor olmaları dini inançları gereğidir. Kutlarlar-Kutlasınlar.  İyide bundan bize ne? Biz niye kutluyoruz? Siz hiç Hz. Muhammed’in doğumunu sabahlara kadar tepinerek kutlayan bir Hıristiyan gördünüz mü? Veya “ne güzel İslam peygamberi doğdu” diye zemzem içen veya hurma yiyen bir papaz efendi gördünüz mü? Biz onların Noel babasını oynayıp “ho ho ho” şaklabanlıklarıyla babalara geliyoruz da, siz hiç Mevlana kılığına girmiş ecnebi gördünüz mü? Neden o inançtaki insanlara benzemeye çalışırız? Birilerine benzemek taklit etmek o bireyin veya ulusun kendisini inkâr etmesi değil midir? Kaçımız İslam peygamberinin doğumunu biliyordur? İşin acıklı tarafı biz taklit edip adamların kutsallarını kutluyoruz ya, kutlarken de edepsizleşiyoruz da ha! Fakirler çerez, meyve çam kozalağı, varsa hindi ikmallerini yaparak TV karşısına geçerler. Saatler 24.00’a yaklaşırken dansözler çıkmaya başlar. Çoluk çocuk yaşlı genç hep birlikte kafalarda külahlar şen şakrak, kakara kikiri izlerler. Parası olanların durumu daha farklı. Onlar lüküs gazinolarda, eğlence merkezlerinde vur patlasın çal oynasın yapacaklar. Onlar dansözleri bizzat canlı ve çıtır izliyorlar. Sular seller gibi içkiler tüketiliyor. O sarhoş kafalarla alemlere akılıyor. (İşin içinde uğur getirir diye kırmızı don işi de var da oraya girmeyeceğiz tabi!) Sıra geliyor meydan muharebelerine. İstanbul taksim, Ankara Kızılay, İzmir’de Konak gibi ünlü meydanlarda sarkıntılıklar, tacizler, sokaklarda sızanlar, kusanlar, kuduranlar, lâşeler gibi yerlerde yayılanlar, sarhoş kafalarla o gece ölümlü trafik kazaları ve yeni yıl aşkıyla atılan maganda kurşunları…Vatandaşa soruyorlar; “neler hissediyorsun?” elinde içkisiyle gayet mayışık ve lakayt bir pozisyonda cevap veriyor; “Çok mutluyum! Yaşasın yeni yıl geldi!” ne garip milletiz biz böyle! Adamın ömrü bitiyor birde buna seviniyor! Hatta bunu içkili-çengili kutluyor. İşin en acıklı kısmı da ilim irfan yuvaları olan bazı üniversitelerde yılbaşı geceleri daha bir organizeli yapılıyor. Daha ciddi ve edilgen bir tavırla o gecenin her bi hakkı veriliyor-verdiriliyor. Eğitimde dünyada ilk 500 üniversite arasına girememişiz ama yılbaşı kutlamalarında onlardan birkaç gömlek ilerideyiz! O gecenin en büyük hezeyanı da Milli piyango çılgınlığıdır. Milyonlarca insan televizyonda devletin resmi kanalındaki çekilişe kilitlenir. Ve herkes numaralar okununcaya kadar milyonerdir. Paraları ne yapacaklarını çoktan ayarlamışlardır. Öyle ya, çalışmadan kazanılacak çok büyük paralar mevzu bahistir. Sonuç? En az milyonlarca hayal kırıklığı! O talihsizliğin verdiği travmaları aynı milyonlar en az birkaç ay üzerlerinden atamayacaklardır. Bu çekilişleri ve organizasyonları bizzat devlet yapar. Adı üzerinde milli piyango! Bu kadar hayal kırıklığı yaşatılan bu insanlara yazık değil midir? Hiç kimse kusura bakmasın bu koşullarda ben yeni yılınızı kutlayamıyorum.